Romberg Sendromu

Op. Dr. Alper Tuncel - Mayıs 8, 2013

Parry Romberg sendromu (PRS) tek taraflı olarak tüm yüzeyel yüz dokusunu, alttaki kas, kartilaj ve kemiği etkileyebilen atrofik bir displazidir. Etyolojisi kesinlik kazanmamıştır. Hastalık genellikle yanak, alın ve çene dahil yüzün tek bir tarafında gelişir.Parry-Romberg sendromu sendromu çok nadir görülen bir hastalıktır. Parry–Romberg Sendromunda bağışıklık sisteminin kendine saldırması (otoimmünite) nedeniyle  yakalanan kişinin yüzünün bir tarafı atrofiye uğrar. Parry Romberg sendromu (PRS) 1825 yılında Parry, 1846 yılında Romberg tarafından birbirlerinden habersiz olarak tanımlanmıştır. Vakalar çoğunlukla sporadiktir. Hastalık genellikle ilk 20 yaşda başlar. Bu çok nadir hastalığa yakalanan dünya çapında sadece 700 kişi vardır. Çoğu vaka teşhis edilmeden hayatına devam etmektedir. Hastalık çoğunlukla 5-15 yaş arası kız çocukları etkiliyor, daha çok sol yüz yarısını etkiliyor, yetişkinlikte de görülebiliyor. Tedavide en uygun yaklaşım plastik cerrahi müdahalelerinden bir veya birkaçı olabilir. Bunların arasında en yaygın olarak hastanın kendi yağ dokusunun hazırlanarak atrofi bölgesine enjeksiyonu(lipofilling), serbest veya saplı doku transferleri, bazen kemik rezorbsiyonu olan vakalarda ise implantlar ve kemik greftleri ile rekonstrüksiyon düşünülebilir.

Fraksiyonel CO2 Lazer

Op. Dr. Alper Tuncel - Ekim 11, 2012

Cildin epidermis ve dermis tabakalarına etki eden sistemlerin genel adıdır. Erbium veya Karbondioksit lazer kullanılabilir. Fraksiyonel lazer ile epidermal dokuyu soymadan ciltte  iğne batırılmış gibi mikrokanallar açılır buralar yara iyileşmesi ve kolajen birikimi nedeniyle sıkılaşır ve toparlanır. Bu mikrokanalların çevresindeki dokular sağlam olduğu için ve ısıl hasar olmadığından hızlı bir iyileşme meydana gelir. Oluşturulan mikrokanallar iyileşirken vücudun başka bölgelerinde oluşmuş yaralar gibi kasılarak iyileşir ve cildin en üst tabakasında toparlanma, sıkılaşma, kırışıklıkları giderilmesi, sivilce izlerinin azaltılması sağlanılır. Fraksiyonel lazerler 1cm2‘lik bir alana mikron çapında 150 civarında lazer ışınını aynı anda atabilen cihazlardır. Cihazın içerisinden gelen lazer hüzmesi çeşitli dizilimdeki ayna sistemleri vasıtasıyla yüzlerce parçaya dağıtılmış olmaktadır. İşlem sonrası bir yıl boyunca kollajen liflerin yeniden oluşması ve yapılanması devam etmektedir.

Uygulama soğuk uygulama veya hafif anestezik kremler ile yapılır, ağrısız bir işlemdir,  epilasyondan çok daha az bir rahatsızlık hissi oabilir. Sonrasında uygulama yapılan bölgede kızarıklık ve hassasiyet oluşur. Hassasiyet aynı gün içerisinde tamamen geçer. Kızarıklık uygulamanın ardından başlar ve 2-4 gün içinde kaybolur. 2 gün sonunda da çok az  kabuklanma meydana gelebilir. Kabuklanma yaklaşık 4. günde geçecektir.
Probleme göre tedavi 1-3  seans üç dört hafta aralıklarla tekrarlanabilir.

Sivilce İzlerinin  Tedavisi

Sivilcelerden kalan izler, ameliyatsız olarak en aza indirilebilir. Fraksiyonel lazer ile ortalama 2-3 seans içerisinde büyük oranda izler azalacaktır. Uygulama sonrası kızarıklık döneminin kısa olması, hastaların kolaylıkla günlük yaşamlarına dönmelerini sağlar.

Ameliyat İzleri, Keloid, Yanık İzlerinin Tedavisi

Tıpta izleri tamamen geçirebilecek bir yöntem yoktur. Ancak fraksiyonel lazer ile deriden kabarık izler yumuşatılabilir, deri seviyesine indirilebilir, kızarıklıkları düzeltilebilir, olgunlaşmış izler dahi daha iyi hale getirilebilmektedir. Yine yanığa bağlı meydana gelen sekellerin azaltılmasında, greftlerin yumuşatılmasında oldukça etkili olmaktadır.

Yüz Gençleştirme, Kırışıklık Tedavisi

Cildin daha iyi, canlı, parlak hale getirilmesi, kırışıklıkların tedavisinde fraksiyonel lazer oldukça etkili tedavi yöntemidir. Özellikle yüzeyel ve orta dereceli kırışıklıklar bu tedavi ile geçebilirken, derin kırışıklıklar hafifleyecektir. Gözeneklerin daralması, sıkılaşması meydana gelmektedir. 3-5 hafta aralarla 3-5 seans yapılması gerekmektedir.

El Gençleştirme

Fraksiyonel lazer ile düzenli uygulamalar sonucunda eldeki kırışıklıklarda düzelme meydana gelmektedir. Co2 lazer ile  bu bölgedeki yaşlılık lekeleri giderilebilmektedir.

Lazerle Ben (nevus) Tedavisi

Ben yani nevuslar cerrahi haricinde CO2 lazer ile de tedavi edilebilmektedir. Lazer ile alınacak benler iyi huylu olmalıdır. Epidermal ve dermal nevuslar lazer ile tedavi edilebilirken, çok derin kökü olan lezyonlar ve deri kanserleri ise cerrahi olarak çıkartılmalıdır. İyi huylu benler, CO2 lazer ile tek seferde iz bırakmadan tedavi edilebilmektedir.

Lazerle Leke Tedavisi

Leke tedavisi zaman alan bir tedavidir. Lekenin türü oldukça önemlidir. Güneş lekeleri tetikleyen bir durumdur. Lazer ile güneş lekeleri, melasma, gebelik lekeleri, yaşlılık lekeleri tedavi edilebilmektedir

Yaşlılık Lezyonlarının Tedavisi

CO 2 lazer ile senil keratoz, hiperkeratoz, papillom gibi senil lezyonlar tedavi edilebilmektedir.

Lazerle Çatlak (stria)  Tedavisi

Çatlaklar (stria) cilt ve ciltaltı dokunun yırtığına bağlı gelişen bir  izidir. İzler gibi çatlağında tam olarak bir tedavisi yoktur, ancak fraksiyonel lazer ile çatlakların belirginliği 5-6 seans süresinde azaltılabilir.

Selülitin Lazerle Tedavisi: Cellulaze

Op. Dr. Alper Tuncel - Eylül 26, 2012

“Erkeklerde neden hiç selülit denen bela yok da bizde var? Ne kadar zayıflarsam o kadar fazla görünüyor? Bıktım ne selülit kremleri kar etti nede mesoterapiler!” Bu ve bunun gibi tepkiler selülit bahsi açıldığında kadınların çoğunun dillendirdiği soruların başında geliyor sanırım. Bu “belanın” artık cerrahi bir tedavisi var. İsmi “Cellulaze” cihaz aslında anafikir olarak “laserlipoliz” teknolojisiyle  aynı şekilde çalışmakla birlikte cilaltı dokularına özel bir takım yenilikler de içeriyor.

Sellülit nedir, nasıl oluşur aslında buradan başlarsak cihazın etkileri de daha iyi anlaşılır kanımca. Selülit iki katman halinde bulunan deri altı yağ dokularından üstteki tabakanın kompozisyonundaki bir takım değişiklikler sonucu oluşan bir deformitedir. Burada cilt ve cilt altı yağ dokusundaki yapısal bozulmalar, ciltte girintili çıkıntılı, portakal kabuğu şeklinde tarif edilen bir cilt görünümüne  neden olur. Ergenlik sonrasında ki kadınların %80-85 inde çeşitli miktarlarda görülür. Nedeni tam olarak ortaya konulamamışsa da ailesel faktörler, beslenme alışkanlıkları(ör.kafeinli içecekler), hormonal faktörler ve çeşitli hastalıklar suçlanmıştır.  En sık, kalça ve bacaklar, alt karın bölgesi ve göğüslerde görülür. Sellülitte sorun sistemik değildir. Cilt ve ciltaltı dokulardaki dolaşımda bozulma sonucu; asıcı bağ dokuların cildi çekmesi sonucu çökmeler, yağın cilde doğru fıtıklaşması sonucu tümsekler ve ciltte bu çekme ve itmeye bağlı olarak incelmelerin oluşumu ile karakterize bir süreçtir.
Nedeni tam olarak bilinemeyen sellütin tedavisinde günümüze kadar birçok yöntem denenmiştir. Bu yöntemlerden en bilinenler

Masaj

Kremler

Mezoterapi

Vakum Yardımlı Cihazlar

Radyofrekans Yardımlı Cihazlar

Cilt Üzerinden Uygulanan Ultrason Yardımlı Cihazlar

Cilt Üzerinden Uygulanan Lazer Yardımlı Cihazlar

Bu yöntemlerin hepsi, sellülit görünümünde geçici bir iyileşme sağlasa da, hiçbir zaman kalıcı bir tedavi sağlayamamıştır. Çünkü sellülit ciltte yapısal bir bozulma sonucu ortaya çıkar ve cilaltı dokulardaki bu bozukluğu düzeltmek için dışarıdan yapılan müdahaleler pek işe yaramazlar.

Sellülit tedavisinde, en son  yöntem CELLULAZE adı verilen lazeridir. Cellulaze, tek seansta, uygun dalga boyu ile sellülitli alanda hem  fibröz  bantları serbestleştirir, hem fıtıklaşmış yağ dokularını eritir ve hem de cildi sıkılaştırarak etki eden, portakal kabuğu manzarasını da ortadan kaldırır.

Cellulaze lazerinin kullanımında; hastanın uyutulmasına gerek kalmadan, sadece sellülitli alan uyuşturularak, çok küçük bir kesi ile ciltaltına girilir ve özel bir dalga boyuna sahip lazer ile sellülite neden olan tüm etkenler tedavi edilir.


PIP Marka Meme Protezlerinde Ne Oldu?

Op. Dr. Alper Tuncel - Temmuz 27, 2012

Soru: Fransa’da yaşanan sanayi tipi silikon kullanımı üzerine uzmanlar PIP ürünlerinin çıkarılması tavsiyesinde bulundu. Bir yandan bu sebeple bir yandan da doğala dönüş sloganıyla dünyada silikonları çıkaran kadınlar bulunuyor. Türkiye’de durum nedir?

Fransa’da yaşanan olayın derinlerinde biz Plastik Cerrahların, halkın ve hatta sürecin büyük bir kısmında devletlerin bilmediği 11 yıllık bir hikayesi var. Ancak son 1 yıldır patlak veren skandal son birkaç ayda özellikle yabancı basının da konu üzerinde ısrarla takipçi olması nedeniyle ayyuka çıktı. Fransız devlet organları ve Fransız meslektaşlarımız arasında ilk etapta tam bir panik havası hakim oldu. Tabii özellikle Fransız halkı oluşturulan panik havası ve medyadaki bilgi kirliliği nedeniyle durumdan oldukça muzdarip durumdalar. Dünya çapında yaklaşık 300000 implantın piyasaya “PIP” adlı firma tarafından sürüldüğü, ayrıca Rofil adlı firmaya “M-protesis” adı altında Hollanda ve Almanya’ya da aynı tip implantları pazarladığı ortaya çıktı. Şimdiye kadar Fransız hükümeti sayıları 30000 civarında olan kadına implantlarını değiştirme önerisinde bulunurken, İngiliz makamları sorun olmayanları takip yönünde tavrını koydu ki İngiltere’deki rakam da 30000 kadar. Bizde ise sorunun biraz daha sınırlı olacağı öngörülebilir. Nedeni ise Sağlık Bakanlığı verilerine ve firmadan elde edilen bilgilere göre ülkemizde kullanılan miktar yaklaşık 1400 civarıdadır. Bakanlık tarafından implantların kullanıldığı hastaların çoğuna ulaşılarak bu implantlar ile kanser arasında bir bağlantı olduğuna dair bilimsel veri olmadığı ifade edilmiş, yapılan görüşmelerde ilgili kişilerden öncelikle implant kartında yer alan implant marka adını kontrol etmeleri, hekimlerine ve/veya operasyonu gerçekleştiren ilgili sağlık kurum/kuruluşuna başvurmaları, her 6 ayda bir göğüs ve aksiller lenf nodu alanını hedef alan ultrason taraması yaptırmaları istenmiştir. Ayrıca, implantın yırtılması, parçalanması gibi olumsuz durumlarda derhal hekimlerini ve/veya operasyonun gerçekleştirildiği ilgili sağlık kurum/kuruluşları ile Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü’nü bilgilendirmeleri önerilmiştir. Ülkemizde bugüne kadar PIP implantları kullanımıyla ilgili olumsuz herhangi bir vaka tespit edilmemiştir. Avrupa Birliği ülkeleri ile imalatçı ülke sağlık otoritelerinin araştırmaları “Bakanlık Piyasa Gözetimi ve Denetimi Daire Başkanlığı” tarafından takip edilmektedir.

Burada maddi ve manevi maalesef etkilenen kesim öncelikle hastalar sonra ise Plastik Cerrahlar olmaktadır. Bu bakımdan implantların değişimi ile ilgili olarak Sağlık Bakanlığı’nın ithalata da izin veren merci olması nedeniyle belli bir program dahilinde hem hastalarımıza hem de hekim arkadaşlarımıza yardımcı olmalarını umuyoruz.

Bunun haricinde meme implantı (protez) ile meme büyütme ihtiyacı olan hastalarımızın hala güvenle ameliyatlarını gerçekleştirebileceğini, ülkemizde yaygın olarak tercih edilen markaların hepsinin gerekli sertifikaları ve garantilerinin olduğunu belirtmeliyim. Meme büyütme konusunda doğal yöntem olarak algılanabilecek “yağ enjeksiyonları ile meme büyütme” uygulamalarının bir takım eksiklikleri ve kısıtlamalarının olduğunu hastalarımıza hatırlatmamız gerekir. Bu konuda yapılan bilimsel çalışmalar ile giderek daha iyi sonuçlar da alınmaktadır.

Soru: Eğer varsa silikon çıkarma operasyonlarının meme büyütme operasyonlarına oranı nedir? Silikonlarını çıkarmak isteyen kadınlar hangi gerekçelerle ve nasıl bir ruh haliyle bu kararı veriyorlar. Taleplere sizin yaklaşımınız nedir? Ne gibi tavsiyelerde bulunuyorsunuz?

Özellikle medyatik olan silikon çıkartılması ile ilgili yayınlarda bir gerçek gözden kaçırılmaktadır. Yeterli dokusu olmayan bir kadının implantı çıkartıldığında geriye eğer yeterli doku kalmıyorsa daha küçük bir implant tercih edilmektedir, yani implant değişimi söz konusudur; ancak hasta hiç implant istemiyorsa -ki çoğu zaman mümkün değildir- fazla olan cildin çıkartılması yani “meme küçültme” operasyonu yapılması zaruri hale gelecektir. Silikonları tamamen çıkartılan kadın sayısı ise oldukça azdır ve genellikle bu tip istekler oldukça nadir olarak karşılaşılan durumlar olmaktadır. Genellikle silikon çıkartılmasını isteyen kadınların büyük çoğunluğunda aşırı büyük ve şekilsiz bir memeye neden olan implantlar başı çekmektedir. Tabii bu durumda hastanın durumdan oldukça hoşnutsuz olacağını tahmin etmek güç olmaz. Taleplerinin uygun olduğunu düşündüğümüz hastalarda daha evvel belirttiğimiz ölçülerde davranıyoruz. Yani genellikle implantın bir miktar küçültülmesi ve/veya meme küçültme operasyonunun da düşünülmesi gerekebiliyor.

Kaş Ekimi

Op. Dr. Alper Tuncel - Haziran 27, 2012

İlk kaş ekimi işlemi sanıldığından da eski tarihlere dayanmaktadır. 2. Dünya  Savaşı öncesi Japon Dermatolog  Dr.Okuda tarafından ilk kaş ekimi gerçekleştirilmiştir. Hatta saç ekimlerinin yapılmaya başlanabilmesi kaş ekimi sonrasında mümkün olmuştur.

Özellikle bayanlarda kaşların sürekli inceltemesi amacıyla yapılan depilasyon işlemi, her iki cinste özellikle hipotiroidi, Addison  başta olmak üzere mevcut  hormonal bozukluklar, doğuştan ince ve seyrek yapılı kaşları olanlar için FUE yöntemi ile kaş ekimi mümkündür. Hem alım bölgesi hem de ekilen bölgede hiç iz olmadan ekim yapılabilinmektedir.

Kaş ekimi sırasında mevcut kaş çizgisi korunabildiği gibi anatomik olarak uygun, estetik görünümü bozmayan yeni bir kaş çizgisi de belirlenebilir. Bayanlarda kaş, kaş kemeri üzerinde başlar 2/3 üseviyesinde kaş kemerinin 0.5-1 cm üzerinde olacak şekilde bir yay çizerek tekrar 1/3 lük dış kısmı kaş kemeri üzerinde sonlanır. Erkeklerde ise kaş, kaş kemeri üzerinde seyreder. Günümüz modern toplumundaki estetik görüşe de uygun olarak bazen özellikle bazı bayan hastalarımız kaş kemeri üzerinde değilde 1/3 dış kısmının yine kaş kemerine paralel veya hafif eleve olmasını arzu etmektedirler. Bu şekilde daha atraktif ve genç bir görünüme kavuşmak olasıdır.

Yöntem:İşlem için saç veya kasık foliküllerinden günümüz modern saç ekimi tekniğinin de kıl foliküllerini elde etme yöntemi olan “p-FUE” yöntemi ile iz bırakmadan alınan greftler kaşın doğal açısı olan 5-15 derecelik açılarla ekilmek amacıyla bu işleme özel tasarlanmış olan “Choi” iğneleri  ile donör bölgeye aktarılırlar. İşlem sırasında tam 1 kaş ekimi yapılıyorsa toplamda 250-300 kök ekimi gerçekleştirilir. Bu sayı doğal sıklığı sağlar.

İyileşme: 3. gün zeminden gelişen yeni kan damarları ile tekrar beslenmeye başlayan kökler 5-7 gün içerisinde ekilen yeni yerlerine adapte olurlar. Bundan sonra 2-3 haftalık bir dökülme olur. Tekrar 3-4 ay içerisinde çıkan köklerin şeklitam olarak  6 ay-1 sene içerisinde oturmuş olur.

Bakım: Boyama,keserek şekil verme, dilendiği takdirde depilasyonu mümkündür. Ek bir bakıma ihtiyacı olmaz.

Kaş ekimlerinin gerçekten tecrübesi olan merkezlerde uzman Plastik Cerrahlar tarafından gerçekleştirilmesi uygun olacaktır. Teknik olarak çok ehil ellere ihtiyaç duyan bir yöntem olduğundan kaş ve kirpik ekimleri konusunda hastaların özellikle tercihlerine özen göstermeleri gerekmektedir.